Yurtdışı Kredi Haberleri

Amerika Yeni Bir Konut Balonuyla Karşı Karşıya

ABD Başkanı Ronald Reagan döneminde Beyaz Saray bütçe direktörü olan David Stockman, Fed’in aşırı gevşek para politikası uygulamalarından ötürü konut piyasasında bir balonun daha oluşmakta olduğunu ve “sonunun iyi olmayacağını” söyledi.

Konutta fiyat ve satış hacimlerinin yükselmeye başladığını, ancak bunların “sağlıklı” kazançlar olmadığını savunan Stocksman, “Yeniden bir konut balonumuz var; gerçek organik ve sürdürebilir bir toparlanma değil” dedi.

Stockman, merkez bankasının sağladığı parayla desteklenen bir dünyada, işlerin göründüğü gibi olmadığını ileri sürdü.

Kazançların en çok, hızlı paranın hızlı işlemlere yönelik spekülatif temeller üzerine almak ve kiralamak için girdiği eski “yüksek riskli mortgage (konut kredisi) ” tarafında görünür olduğuna dikkat çeken Stockman, “Ve yeterli kazanç sağladığı düşünülen fiyatlara ulaşıldığına kanaat getirilir getirilmez, yeniden piyasadan çıkışların olacağını” söyledi.

Stockman, Fed’in faizleri artırmaya başlamasıyla işlerin yine kötüleyeceğini belirtti ve “Tüm balonlar patlar” dedi.

Bloomberg

En uygun konut kredisi için konut kredisi hesaplama aracı kullanılarak, istenilen kredi tutarı ve vadede göre bütçeye uygun taksit miktarları hesaplanabilir.

En Uygun Konut Kredisi Hangi Bankada? Bankaları Karşılaştırın

Rusya’da Konut Kredisi Hacmi Geçen Yıla Göre 1.5 Kat Arttı

Rusya’da Ocak-Ağustos aylarındaki konut kredisi hacmi geçen yılın aynı dönemine oranla 1.5 kat artış gösterdi.

Rusya Merkez Bankası’nın verilerine göre, yılın ilk 8 aylık döneminde 451 bin adedin üzerinde ruble bazında konut kredisi verilirken, toplam rakam ise 627.891 milyar ruble oldu. Anılan dönemde döviz cinsinde verilen konut kredisi hacmi ise %27 oranında azalarak 10.706 milyar rubleye geriledi. İpotek kredisi ise 8 aylık dönemde ruble bazında 603.18 milyar rubleye olurken (%56 artış), döviz bazında ise 8.361 milyar ruble (-%29 düşüş) olarak belirlendi.

Gazetem

İnşaat Sektörü ve Konut Kredisinde Yaşanan Kriz Orta Sınıfı Vurdu

Odatv yazarlarında Ahmet Müfit, Avrupa’da neo-liberal aşırı finansallaşmanın neden olduğu ekonomik krizi değerlendirdi. Müfit yazısında şu konulara değindi.

Avrupa’da sokaklar, meydanlar, hane halklarını borçlandırılmasına dayalı neo-liberal aşırı finansallaşmanın neden olduğu ekonomik krizin kaybedeni orta sınıf insanlarla dolu. İnşaat sektörü ve banka kredileriyle (esas olarak konut kredisi ve inşaat sektörü kredileri) şişirilen/büyütülen, neo-liberal mucizenin kahramanı ülkeler; İspanya, Portekiz, Yunanistan, İtalya tarihlerinde görmedikleri bir hezimet duygusu ve aşağılanmayla karşı karşıya.

ABD Merkez Bankası“>Merkez Bankası Başkanı Bernanke aksini iddia etse de, ABD’de de durum Avrupa’dan daha iyi değil. Sokaklar durulmuyor. Yapısal olarak patlaması kaçınılmaz olan, ancak patlayınca her nasılsa, herkesin birden şaşırıverdiği krizin başlangıcından bu yana Amerika’da 4 milyon aile evini kaybetmiş durumda. Evini ve işini kaybetmiş insanlar sokakta yaşıyor. Sokakta yaşayan çocukların sayısı 1,5 milyonu aşmış durumda. Aynı Amerika’da, 19 milyona yakın ev ise boş durumda. Ailelerin kriz öncesi, 100 lira borçlanarak aldıkları ev, özellikle arzın yüksek olduğu yerlerde bu gün 50 lira bile etmiyor. Ev elden gitse de borç kapanmıyor.

Aynı durum Avrupa’nın mortgage cennetleri (ispanya, Portekiz, İrlanda, vb.) için de geçerli. Avrupa’da hala insanları sokağa attırtmayan, yaralanmış da olsa bir sosyal devletin varlığını sürdürüyor olması, krizin hane halkları üzerindeki etkisinin, ABD’de gördüğümüz çarpıcı boyutlara ulaşmasını şu an için engelliyor.

Piyasanın krizin çözümü için bulduğu formül de tam bu konuyla yani sosyal devletin geleceği ile ilgili. Sosyal hakların budanması. Krizin yükünü paraları batıran politikacılara, piyasa oyuncularına (bankalar, finans kuruluşları, emeklilik fonları, vb.) değil, krizde tüm varlıklarını ve işini kaybeden bu ülkelerin vatandaşlarına keselim. Sosyal devleti yok edelim. Parası olmayana sağlık hizmetini bile çok gören Amerika’ya benzeyelim.

ABD’de yaşanan başkanlık yarışında tartışılan konuların başında, vatandaşın sağlık sigortası var. Cumhuriyetçiler neredeyse krizin suçunu, Obama’nın geniş toplum kesimleri için yaptığı tek olumlu şey olan sağlık reformuna yükleyecekler. “Parası olmayan sağlık hizmeti almaz kriz biter” demeye getiriyorlar.

Gerek Avrupa’da gerekse Amerika’da sokağa dökülen insanlara uygulanan muamele ise aynı. Fiks menü; Biber gazı üstü sopa

Finans kanallarından birinde, program sunucusu, para ile para kazanma mesleğini icra eden konuğuna soruyor: Sizce hükümetler sokaklara mı yoksa piyasaya mı kulak verecek? “Sokaklardaki vatandaş” yani insanlar.

Piyasa Kim?

İtalya’nın, halka değil piyasaya sorumlu “teknokrat” başbakanı Mario Monti bunun cevabını biliyor olmalı ki, Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Hollande ile görüşmesinde, piyasaların devletleri cezalandırdığını söylemiş. Devletler piyasalara karşı hangi suçu işledi de karşılığında cezalandırılıyorlar, yada piyasalar koskoca devletleri cezalandıracak gücü nereden buluyorlar, o konuda bir şey söylemiyor hazret.

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında oluşan ideolojik boşluktan da yararlanarak, demokrasiyi piyasa ekonomisinin varlığı koşuluna bağlayan neo-liberal aydınlar ile sözde solcu politikacılar ise Avrupa’da Amerika’da yaşananlar karşısında sessiz.

İşlerine geldiğinde, demokrasi lafını dillerinden düşürmeyen, devlet ekonomiye karışmasın diyerek insanların ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti almasına, kamu kaynaklarının sosyal amaçlarla kullanılmasına dahi karşı çıkan bu insanlar, dünyanın her yanından gelen çığlıklara, sokakta yatan çocuklara, işini kaybettiği için intihar eden insanlara karşı sessiz. Görmüyor, duymuyor, konuşmuyorlar. Yaşananlarla ilgili hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranıp, geçmişte olduğu gibi bugün de işlerin maşa kullanılarak halledilmesini bekliyorlar. Bu dönemdeki en önemli maşaları, siyasetten yani toplumun tercihlerinden bağımsız olması için çok uğraştıkları, piyasaya duyarlı Merkez Bankaları. Bugün yaşananları, bu güne kadar yürütülen politikaların sonucu delil de, doğal bir afetmiş gibi sunmaya çalışıyorlar.

Gerçek ise öyle değil. Finans dünyasında bugün yaşananlar, Emil Zola’nın, 1800’lü yılların ikinci yarısında Paris Borsası’nda yaşanan finansal spekülasyonları ve tüm topluma yansıyan acı sonuçlarını anlattığı “Para” isimli romanında yazılanların tekrarı gibi neredeyse. Aradan geçen 100 yılı aşkın dönemde yaşanan diğer krizler de cabası. Avrupa’da, Amerika’da durum, orta sınıf açısından tam bir felaket halini almış durumda. Her geçen gün yaşam standartlarından, kendilerinin, çocuklarının geleceğinden bir şeyleri alıp götürüyor.

Gelelim kendi ülkemize. Daha düne kadar, “Her yer batarken, biz de işler yolunda, pozitif ayrıştık” diyerek topluma gaz veren finans lobisi ve ekonomi yönetimi, artan bütçe açığı, peş peşe gelen zamlar, vergi artışları karşısında söylem değiştirme telaşına düştüler. Yaşananlara kendilerinin de inanacağı gerekçeler bulma çabasındalar.

Dünya’da, Türkiye’de bunlar yaşanır, herkes konuşurken, muhalefet cephesi anlaşılmaz bir şekilde sessiz. 24 Ocak kararlarıyla başlayıp, 30 yılı aşkın süredir, vatandaşın sırtına yüklenen onca krize karşın kesintisiz sürdürülen neo-liberal ekonomi politikalarına karşı sistemik eleştiri getiremeyen muhalefetin gündeminde ekonomik sorunlar yer bulamıyor nedense.

Gerek Kılıçdaroğlu, gerekse Bahçeli’nin iktisatçı olduğu da düşünüldüğünde, bu duruma anlam vermek iyice zorlaşıyor. Ya bildikleri bir şeyler var da bize söylemiyorlar, ya da itirazları yok uygulanan ekonomi politikalarına.

99 Yıl Vadeli Konut Kredisi Almak Mümkün mü?

Konut kredisinde krediyi geri ödeme süresinin 99 yıla kadar çıkartılması ya da İspanya’da uygulanan leasing sisteminin Yunanistan’da hayata geçirilmesi uygulamasında satın alınan gayrimenkulün mülkiyeti bankaya geçiyor

Mali krizle birlikte gelirleri azalan birçok vatandaşın krizden önce çektiği konut ya da tüketici kredisini ödemekte zorlandığını tespit eden Maliye Bakanlığı bankalarla birlikte kredi borçlularına nefes aldıracak düzenleme hazırlıyor.

Kredi borçlularına nefes aldırmak amacıyla her ay bankaya ödenen taksiti azaltmayı hedefleyen Maliye Bakanlığı’nın, bankayla yapılacak anlaşma sonrasında borcu geri ödeme süresinin uzatılmasına olanak tanıyacak düzenleme hazırladığı belirtiliyor. Örneğin 20 yıl içerisinde geri ödemek şartıyla 200.000 Euro kredi çeken ve kredi aylık taksiti 1.212 Euro olan bir vatandaş, geri ödeme süresini 25 yıla uzattığında ayda 1.055 Euro kredi borcu taksiti ödeyebilecek. Süre 30 yıla uzatıldığında kredi taksiti 954 Euro’ya, 40 yıla uzatıldığında ise ayda 700 Euro’ya kadar düşüyor.

Krediyi geri ödeme süresinin uzatılması kredi borcu olanların daha fazla vergi ödemesi anlamına gelse de, ancak bu şekilde yukarıdaki örnekte de açıklandığı gibi borçlu vatandaşın aylık yükü hafifletilebiliyor. Konut kredisinde ise krediyi geri ödeme süresinin 99 yıla kadar çıkartılması ya da İspanya’da uygulanan leasing sisteminin Yunanistan’da hayata geçirilmesi düşünülüyor. Bu sisteme göre satın alınan gayrimenkulün mülkiyeti bankaya geçiyor, kredi borcu olanlar 20 ya da 30 yıl boyunca her ay kira bedeli seviyesinde borcu kredi taksiti olarak ödüyor ve borç tamamen geri ödendiğinde bankayla yeni bir anlaşma yapılarak gayrimenkulün mülkiyeti tekrar vatandaşa devrediliyor.

En Ucuz Konut Kredisi Danimarka’da

7 Eylül 2012 tarhinden itibariyle Danimarka’da bankalar konut kredi faiz oranlarını düşürdü.  Nordea Bankası da konut kredisi faiz oranlarında düzenleme yaptı.

7 Eylül 2012 itibariyle Danimarka’da konut kredi faizleri düşüşe geçtiği açıklandı. Nordea Bankası, konut kredisi faiz oranlarında düzenleme yaparak, fleks kredi faizlerini  tarihte görülen en düşük oranına indirerek, F1 kredilerinin yıllık faizinin %0,35 ve üç yıllık faizlerin %0,67 olarak belirlendiğini duyurdu.

Nykredit’te 5 Yıl Vadeli Konut Kredisi Faiz Oranı % 2,21

DR Haberleri Ekonomi Uzmanı Karsten Engmann’ın verdiği bilgiye göre, fleks krediler çok daha ucuz. Görünüşe bakılacak olursa, uzunca bir süre ucuz kredi almak mümkün olacak.” dedi.

% 3’e Kadar Sabit Faizli Kredi İmkanı

Engmann, düşük faizli kredilerin daha yüksek miktarlarda kredi çekmek için kullanılmaması yönünde uyarılarda bulundu. Bunun yerine, yapılan tasarrufların bir kenara konulması gerektiğini  konusunda tavsiyelerde bulundu.

Karsten Engmann, “Yapılan tasarruflarla beraber konut kredisi faiz oranlarının bir anda yükselmesi durumunda, faizleri ödeyemeyecek duruma gelerek evinizden çıkmak zorunda kalmazsınız.” açıklamasını yaptı.

Engmann’ a göre düşük faizli konut kredileri konut alan kişiler tarafından konut ekonomilerini uzun yıllar boyunca düzenleyecek eşsiz bir şans. Danimarka’da 30 yıl vadeli sabit kredi bugün % 3 faizle alınabiliyor.

Finans Konusunda Avrupa Birincisiyiz

Avrupa genelinde yapılan son anketlerde Türk halkının mali konularda diğer AB halkları arasında en bilgili halk olduğu ortaya çıktı. AB’nin patronu olarak tanımlanan Almanya’nın halkı ise İtalyan, Belçika ve İngilizlerden sonra sıralamada ancak beşinci olabildi. Enflasyon, kredi ve faiz gibi mali konular hakkında en az bilgiye sahip olanlar ise Avusturyalılar ve Polonyalılar oldu.
Avrupa genelinde 11 bin kişi arasında yapılan ankette Türk halkının mali konularda diğer ülkelerin vatandaşlarından daha bilgili olduğu ortaya çıktı. Doğrudan bankacılık hizmeti veren ING-DiBa’nın kamuoyu araştırmaları şirketi TNS’ye yaptırdığı anketlerde finans bilgisiyle birinci çıkan Türkleri İtalyanlar takip ederken, finans bilgisi hayal kırıklığına yol açan Alman halkı Belçikalı ve İngilizlerin ardından ancak beşinci sırada yer alabildi. Halkı mali alanda en az bilgiye sahip olan ülkeler ise Avusturya ve Polonya oldu. Anketlere katılanlara faiz, kredi, enflasyon, konut kredisi ve olasılık hesabı alanlarından beşer soru yöneltildi.
Anketlerin Türkiye ayağında her 100 kişiden 37’si yöneltilen beş sorudan en az dördüne doğru cevap verirken, Almanya’da bu sayı 30 kişiyle sınırlı kaldı.
Finans Kabiliyeti 25 Yaşından Sonra Başlıyor

ING-DiBa’nın anketlerinde yöneltilen beş sorudan dördüne ya da tamamına doğru yanıt verenlerin ağırlıklı olarak 25 yaşın üzerinde olduğu görüldü. Bu da uzmanlar tarafından gençlerin genellikle bu yaştan sonra mali konularla daha yoğun olarak ilgilenmesi ve kendi kararlarını vermek zorunda kalmasıyla izah edildi. Bu arada ankette mali konular hakkında nasıl bilgi sahibi olduğu sorulan katılımcıların yüzde 30’u bu alanda hiçbir eğitimden geçmediğini söylemesine rağmen, soruları yüzde 80’e varan oranda doğru cevaplamaları ise ayrıca dikkat çekici bulundu. Öte yandan mali alandaki bilgi seviyesi ölçülenlerin çoğunun birikimlerinin geleceğini dikkatle izledikleri belirlendi. Bu kaygıyı taşıyanların ciro hesabı ve kredi kartı ekstreleri ile diğer belgeleri her ay düzenli olarak kontrol ettiği belirlendi. Buna rağmen anketlere katılanların dörtte birinin hesaplarını iyileştirmek yerine kıyafet alışverişine daha fazla vakit ayırdığı saptandı.

Faiz Manipülasyonu Kredi Kullanan Vatandaşı Yakından İlgilendiriyor

Sabah gazetesi yazarlarından Süleyman Yaşar’in haberine göre bizdeki faiz lobisi elemanlarının “asla böyle bir şey yok” diyerek varlığını inkâr ettikleri faiz lobisi yurtdışında suçüstü yakalandı. Yaşar, haberinde şu detaylara yer verdi:

Bizim faiz lobisi elemanları ne diyordu? “Faizler rekabet ortamında belirleniyor. Faizlerde manipülasyon yapılmıyor” diye demeçler veriyorlardı. Oysa faizleri manipüle ederek vatandaşı soyan Barclays bankası kısa süre önce suçunu kabul edip, regülatör kuruluşlara 453 milyon dolar ceza ödeyeceğini açıkladı.

Ardından bu manipülasyonda işbirliği yapan yirmiye yakın bankanın olduğu açıklandı. Tabii bu yolsuzluk ve hırsızlık, regülatör kuruluşlara ceza ödemekle bitmiyor. Yapılan faiz manipülasyonu konut kredisi kullanan vatandaştan tahvil satın alan emekliye, kredi kullanan öğrenciye kadar pek çok vatandaşı ilgilendiriyor.

Bu manipülasyonun nasıl yapıldığını hatırlatalım.

Londra bankalararası borçlanma faiz oranı (Libor) her gün saat 11.10’da 16 banka tarafından belirleniyor. Ve Thomson Reuters tarafından Londra saatiyle 11.30’da Libor ilan ediliyor. Bu belirlenen günlük faiz oranı, küresel piyasalarda pek çok finansal işlemde eşik değer olarak kabul ediliyor. Ülke bonosu satışından şirket borçlanmalarına, konut kredisinden otomobil kredisine kadar pek çok borçlanma işlemi Libor dikkate alınarak yapılıyor. Libor’un eşik değer olarak kullanıldığı toplam finansal küresel işlem hacminin 800 trilyon dolar olduğu belirtiliyor. Anlayacağınız faiz lobisinin yaptığı bu yolsuzluk tüm ülkelerin vatandaşlarını ilgilendiriyor.

Dün, Wall Street Journal’da pek çok ABD vatandaşının Libor’dan dolayı uğradığı zararı tazmin ettirmek için avukatlara başvurduğu açıklandı. Mesela Linda Zaker adında dul bir kadın kocasından kalan emekli hesabından 10 bin dolarlık İsrail bonosu alıyor. Avukatının açıklamasına göre, eğer Libor yüzde 0.4 manipüle edildiyse Zaker 36 ayda 100 dolar kaybediyor. Şimdi Zaker’in avukatı bu parayı bankadan istiyor. Gelelim Libor manipülasyonu nedeniyle vatandaş tarafından geri istenmesi mümkün olan paraya…

Vatandaşların isteyebileceği paranın tahmini bedelini hesaplayan Macquarie Research firması, eğer Libor yüzde 0.4 ya da binde 4 manipüle edildiyse davalarda talep edilecek tutarın 176 milyar dolar dolayında olacağını ileri sürüyor.

Diğer tahminler biraz daha düşük tutarda oluşuyor. Bruyette&Woods Inc. firması analistleri, mahkemelerden Libor manipülasyonu nedeniyle bankalara 47.5 milyar dolarlık bir mali yük gelebileceğini ileri sürüyor.Anlayacağınız faizlerin manipüle edilmesiyle çalınan paraların içinde bizim paralarımız da var. Ama faiz lobisinin elemanları hemen itiraz edip “hayır bizim paramız yok” diyebilir. Sakın inanmayın. Unutmayın, bu lobi daha önce de “faiz lobisi yok” demişti.